‘uzay’ etiketli yazılar
Hubble Uzay Teleskobu’na sanatsal yaklaşımlar
Eylül 1st, 2010 • Yorum yapılmamış Haberler
Etiketler: ESA, Hubble, NASA, Space Telescope, uzay, Uzay Teleskobu
Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) güncellediği Facebook sayfasında düzenlenen “Popüler kültürde Hubble” yarışmasının sonuçlarını gördüm bugün. En beğendiğim çalışma şu oldu:
Hubble Uzay Teleskobu için insanlık tarihinin en büyük mühendislik ürünü demek bence hiç abartı olmaz. 1990′da yörüngeye yerleştirilen Hubble, ilk etapta aynasındaki çok ufak bir hatadan dolayı miyop haldeydi. Ardından düzenlenen servis uçuşuyla bu hata düzeltildi ve o günden bu güne astronomi çalışmalarına çağ atlattı. Toplamda beş servis uçuşu ile Hubble’ın kabiliyetleri artırıldı. İlk etapta bir kaç sene olarak planlanan Hubble’ın hizmet süresi hâlâ dolmadı. Şu anda ise yeni uzay teleskobu çalışmaları sürüyor ve bu yeni teleskop Hubble’ın yerini alacak. Hubble ise yavaş yavaş atmosfere kayıp en sonunda yaşamına veda edecek.
Uzaydan gözlem ile yeryüzünden gözlemin en önemli farkı atmosferdir. Atmosfer homojen bir ortam olmadığı için optik özellikleri de çok iyi bilinmez ve elde edilen resmin düzeltilmesi de imkansızlaşır. Bunların yanında atmosferin soğurması nedeniyle gelen optik sinyalin büyük bir kısmı zaten kaybolur. Uzayda ise böyle sorunlar atmosfer olmadığı için yoktur. Günde bir kaç fotonluk ölçümler bile rahatlıkla yapılabilir, bunun anlamı ise bir kaç fotonun bile büyük bir kısmının anlamlı olduğudur (Yani gürültü sinyal oranı oldukça büyüktür). Bu uygun koşullara üstün mühendisliği de eklerseniz, bir noktaya günlerce kesintisiz ve sarsıntısız bakabilme yetisi Big Bang’den çok kısa zaman sonrayı gözlemleyebilme olanağına dönüşür. Ortaya ise şöyle bir sonuç çıkar:
Uzaklara bakıp nasıl geçmişi görebiliyoruz sorusu oluştuysa şu diyagram bayağı güzel: How Hubble sees back in time.
Elinize geçerse “Hubble: The Ultimate Telescope” belgeselini mutlaka izleyin.
Bağlantılar:
Yeni bilimkurgu dizileri
Ağustos 21st, 2009 • 5 yorum yapılmış Genel, Medya
Etiketler: abc, bbc, bilimkurgu, defying gravity, dizi, fox, liste, space odyssey, uzay, virtuality
Maalsef ülkemiz sınırları dahilinde üretilen dizilerden bahsetmeyeceğim. Bilimkurgu türüne çok fazla eser veremiyoruz ülke olarak. Bunun sebepleri, üzerine düşünülmesi gereken bir konu, ama bu yazının konusu değil elbette.
Ayrıca Stargate ve türevlerinen de bahsetmeyeceğim. Çünkü bu ve benzeri dizileri takip etmiyorum. Bilimsel bir sebebi yok, sadece takip etmiyorum.
Yalnız son bir iki ayda iki dizi dikkatimi çekti. İkisi de uzay yolculuğuyla alakalı ama ikisi de zaman olarak yakın bir gelecekten bahsediyorlar. Yani dizide sundukları teknolojiler belki yakın zamanda hayata geçirilebilecek cinsten.
Gelecekte nelerin olabileceğini düşünmek, ve bunları zihnimizde keşfetmek heyecan verici. Stargate, şu anda kullandığımız teknolojinin asırlarca ötesinde bir zamanda geçiyor, öyle ki şu anda hayatımızda yer eden www.partypoker.com, eposta, sosyal ağlar gibi şeyler geçmişte kalmışlar, ve zamanda yolculuk ise günlük hayatın bir parçası olmuş. Bu da anlatılan zaman ve mekanlara mürettebat ile beraber sürüklenmemizi sağlıyor.
Virtuality
Bu dizilerden birincisi, önceden Amsterdam adlı diziden tanıdığım Nikolaj Coster Waldau’n başrolü paylaştığı Virtuality. Bu dizide elemanlar, üzerinde yaşamın sürdürülebileceği toprakların, suların yükselmesiyle azalmasından dolayı, Dünya’ya benzeyen gezegen aramak için komşu sisteme yolculuğu anlatıyor. Dizinin ismi ise yolculuk sırasında millet kafayı yemesin diye geliştirilen ve kullanıcısının istediği 3B fantaziyi canlandırmasına yardımcı olan bir yapay zeka motorundan geliyor.
Dizinin genel kurgusu gayet güzel. Olası bir benzeri yolculukta gerçekleşmesi muhtemel olaylar, alınabilecek önlemler, bu yolculuğun gerektirdiği teknolojiler falan biraz uçuk da olsa güzel oturtulmuş. Tek içime sinmeyen tarafı yolculuk yöntemleri; elemanlar geminin arkasına bir perde çekerek perdenin arkasında nükleer bomba patlatıyorlar. Böylelikle bombanın itiş gücüyle gemi ileri gidiyor. Halbuki perdenin arkasında patlatmak yerine, gemiye bağımlı olarak patlatılsa, ilk etki anından çok daha sonra da itiş gücünden yararlanılabilirdi.
Çok mühim bir ayrıntı değil elbette. Dizinin ilk bölümü 1 buçuk saat sürdü ve sonraki bölümleri bu bölümün aldığı reytinge göre çekilecekti ama ses seda çıkmadı.
Defying Gravity
İkinci dizimiz Defying Gravity. Başka bir kanalda çok benzer bir tema ile karşı kaşıyayız. Ama bu sefer komşu bir sistem yerine Venüs’e ve diğer gezegenlere yolculuk yapıyoruz.
Konusu ve genel teknolojik kurgusu neredeyse tamamen BBC Space Odyssey: Voyage to the Planets‘dan alınmış bu dizide daha çözemediğim bir iki saçma teknoloji var.
BBC’nin belgesel dramasına ek olarak, rahat rahat kurguyu genişletebilmek için uyduruk bir iki teknoloji sunuluyor. Uzayda yer çekimi hissedilemeyecek kadar küçük biliyorsunuz. İşte Antares gemisinin sakinleri içeride rahat rahat dolaşsınlar diye geliştirilen teknoloji nanogiysi, nanoayakkabı falan. Elbette geliştirilebilir şeyler. Ama satılmaya çalışılan teknoloji şu: bu elbiseler ve ayakkabılar sayesinde tabandaki ufak elektromanyetik kuvvetler bizi geminin gövdesine çekiyor.
Dördüncü bölüme kadar bir soru cevaplanmamıştı: Elemanların saçları da nedense bu kuvvetten etkileniyordu. Yani Dünya’nın yerçekiminde nasıl davranıyorlarsa öyle davranıyorlardı. Bu soru daha başka manyakların da kafasına takılmış herhalde ki, dördüncü bölümde bu soruya da nano saç spreyi ile çözüm bulma kararı aldılar. Uzay yolculukları sırasında elemanların saçları ahenkle dansetmeyi bırakmasın diye değerli yüklerine saç spreyleri de eklemişler.
Tabii bu, yemeklerin neden uçmadığını tam açıklamıyor elbette. Ama yemek falan yedikleri mekan gövde mi yoksa merkez kaç kuvveti sağlayan döner kolların içi mi anlayamadığımdan, bu konuyu es geçiyorum.
Elbette dizilerden çok şey beklemek saçmalık olur. Adamların en gerçek teknolojik kurguyu sunma gibi bir sorumlulukları yok. Zaten öyle sunuma gitseler dizi değil belgesel olurdu herhalde o yapımlar.
Son olarak BBC’nin Space Odyssey: Voyage to the Planets belgesel serisini bulursanız izlemenizi tavsiye ediyorum. Bu tip uzun sürecek uzay yolculuklarını en iyi kurgulayan yapım diyebilirim. Zaten belgesel.





