Sıvı Helyum’un üstün sıvı özellikleri
19 07 2011 • Video • Yorum yapılmamış
1963 yılında yapılmış bir dizi deney. Helyum’u sıvı hale getirip, üstünakışkan (superfluid) özelliklerini gösteriyorlar.
Helyum çok düşük sıcaklıklarda (4.22°K = -268.93°C) sıvı faza geçer, daha da soğutulursa lambda noktası denilen faz değişim sıcaklığına (2.1768°K = -270.97°C) ulaşılır. Bu sıcaklığın altında Helyum-4 üstünakışkan faza geçer (Helyum-II fazı). Üstüniletkenlik yazısında da belirtmiştim, bir şeyler üstün- öntakısını alırsa normal davranışların üstünde bazı davranışlar sergilemeye başlar. Üstüniletkenlerde elektronlar (bir açıklamaya göre) Cooper çiftleri denilen çiftler oluşturarak fermiyonik durumdan bosonik duruma geçerler. Böylelikle etrafla etkileşimi değişir. Benzer bir değişim Helyum-II fazında da gözlemleniyor. Seriyi tamamen izlerseniz farkedeceksiniz, normalde sıvının akmayacağı kadar dar deliklerden artık sıvı akmaya başlıyor.
Bu konudaki bilgim çok fazla olmadığı için şimdilik bu kadarıyla geçiştiriyorum. Ekleyebileceğim bir ek bilgi, sıvı helyumun çokça kullanılan bir kriyojen sıvı olduğudur. Yani soğutma araçlarında, özellikle mutlak sıfıra çok yaklaşılan sıcaklıklarda etkin sıvıdır.
Video altı parçadan oluşuyor. Tüm listeye şu adresten ulaşabilirsiniz: YouTube
İki kıtanın buluştuğu nokta
18 07 2011 • Genel • Yorum yapılmamış
Hayır, Avrupa ve Asya’nın buluştuğu İstanbul değil bu
. Amerika ve Avrasya tektonik plakalarının buluştuğu yerde çekilmiş bir fotoğraf:
Sağ tarafta Avrasya sol tarafta Amerika var. Fotoğraf Silfra Kanyonu‘nda bir dalış sırasında çekilmiş.
Kıtaların tektonik levhalar üzerinde sürüklendiği teorisi ilk defa 1912 yılında Alfred Wegener tarafından ortaya atılmış. Yalnız Wegener o yıllarda bu teorisini kanıtlayacak deneysel tasarımı öne sürememiş. Bu teori 1950′lerde kabul görmeye başlamış. Şu anda ise kesin ölçümlerle desteklenmiş durumda.
Fotoğraf Kaynak: the Guardian
Hayal anatomisi
11 07 2011 • Bilim Tarihi, Kitap • Yorum yapılmamış
ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi (Bizde de var mı acaba benzeri bir kütüphane?) zamanında (Ekim 2002-Temmuz 2003) bir sergi düzenlemiş. Bu sergide 15. yüzyıldan başlayarak matbaaya aktarılma şansı bulmuş tıbbi çizimler sunulmuş. Ardından da bunu bir kitap haline getirmişler. Google da bunu kütüphanesine taşımış, ne güzel değil mi
Sergi ve kitabın orijinal ismi “Dream Anatomy”, hayal anatomisi denmesinin sebebi 15. yüzyıllara kadar bilinmez bir hayal olan insan vücudunun bu senelerde artık kesilerek incelenmesi. Avrupa’da yeni yeni kurulmakta olan tıp okullarının anfilerinin ortasında bir kişi özenle cesedi keserken, anfi dolusu doktor da izlermiş. Bu incelemeler matbaanın da gelişmesiyle harika gravürler olarak kitaplara aktarılmış.
Yukarıdaki resim 1690 yılında “Ontleding des menschelyken lichaams…” isimli bir kitapta yer bulmuş. Anatomi uzmanı Govard Bidloo, çizen ise Gérard de Lairesse.
Google Kitaplar üzerinde Dream Anatomy
Dream Anatomy internet sergisi
Kaynak: Boing Boing
ISS’den görüntüler
04 06 2011 • Video • Yorum yapılmamış
Uzun bir aradan sonra güzel bir video ile yazılara giriş yapalım.
Uluslararası Uzay İstasyonunda bulunan astronotlar tarafından çekilmiş harika görüntülerden oluşan bir video. 1080p çözünürlükle seyretmenizi öneririm.
[Video linki] [Devour]
“Bilimsel ahlaksızlığın gri mecraları”
28 01 2011 • Genel • Yorum yapılmamış
A. Murat Eren tarafından hazırlanmış çok güzel bir yazı:
Bilimsel ahlaksızlığın gri mecraları
Kapsamın genişliğine ve yöntem zenginliğine rağmen “bilimde hırsızlık” dendiğinde herkesin aklında bir şeyler canlanıyor. Bilimde hırsızlığın nasıl gerçekleştirilebileceğine dair bolca örnek sunan Türk akademisyenlerinin, bu konuda toplumsal bir bilinç oluşmasındaki payları göz ardı edilemez. Bilimde hırsızlığın önü Fikir ve Sanat Eserleri Kanunuyla kesilmiş durumda. Buna rağmen bu eylemin değerlendirilmesi ve neticelendirilmesinde aksaklıklar yaşandığını biliyoruz. Bilimde hırsızlıkları su yüzüne çıkmış insanların siyasetçi, rektör, enstitü müdürü olduğu bir ülkenin yürütme konusunda sıkıntı yaşıyor olması gayet doğal olmalı. Bununla beraber sayıca az da olsa, bilimde hırsızlığın peşini bırakmayan akademisyenlerimizin gerek anonim gerekse malum kimlikleri ile ortaya koydukları çaba genç bilim insanlarına ve bilim ahlakı aktivistlerine cesaret veriyor.
Bu yazı ile, kemikleşmiş denebilecek seviyedeki hırsızlık vakalarına ara verip, bilimde ahlaksızlığın “bilimde hırsızlık” kadar medyatik olmasa da, uzun vadede en az onun kadar tehlikeli olabilecek bir başka boyutuna değinmeyi, dikkatleri biraz da o tarafa çekmeyi deniyorum. Sizlere Türkiye’den de birçok akademisyenin faydalandığı, tam olarak hırsızlık ya da uydurma olmayan yayınlarla gerçekleştirilen bir akademik ahlâksızlık metodunu tanıtmaya gayret edeceğim. En basit hali ile bu metot, vasıfsız akademisyenlerin çeşitli şebekeler yardımı ile başka hiçbir yerde yayınlayamayacakları makalelerini ‘yayınlanmış’ gibi göstererek akademik puan toplamalarına olanak veriyor. Bir diğer deyişle bilim yerinde sayarken, kimi akademisyenler bu yolla mesleklerinde yükseliyorlar.
EK
Ayrıca yazının devamı niteliğinde bir ikinci yazı da detaylı bir olay incelemesi içeriyor. Tekrar tekrar okunmalı:
İmece usûlü bilim cinayeti konferansları
Eylül 2010′da Bilimsel Ahlaksızlığın Gri Mecraları isimli bir yazı yayınladım. Bu yazıda WASET isimli bir organizasyondan yola çıkarak akademinin tespiti zor sorunlarına değindim. Yazı bir miktar gündem yarattı. Önce yazının bir özeti NTV Bilim dergisinde yayınladı. Sonra Sefa Kaplan mevzu üzerine bir takip yazısını Hürriyet Gazetesi’nin sayfalarına taşıdı. Ardından Emrah Göker’in önayak olması ile BirGün Kitap eki içerisinde konu daha geniş bir çerçevede yeniden irdelendi.
Bilimsel Ahlaksızlığın Gri Mecraları, mevzuya yukarıdan aşağı (top-down) bir bakış açısı sunuyordu: Bilimin işleyişi, bu işleyiş içinde bir organizasyon, bu organizasyon altında dergiler, konferanslar.
Bu yazı ise nispeten aşağıdan yukarıya (bottom-up) bir bakış açısı sunma hedefi güdüyor: Bir konferans, bu konferansı organize edenler, onlara yardım edenler, sponsor olup destek verenler, hepimizin bunun bir parçası oluşumuz.
Bazı suçlar vardır, o kadar büyüktürler ki, aslında ortada bir suçlu yoktur. Bilimin bu gün içinde olduğu duruma ister tepeden aşağı, ister aşağıdan yukarı bakın fark etmeyecek: Bilime karşı işlenen suç o kadar büyük ki, neredeyse bir suçlu yok. Bu kadar büyük suçlar için bir ya da birkaç kişinin ismini öne atıp onları suçlamayı, kavga dövüş çıkarmayı, çözüme hiçbir katkısı olmayan, iki yüzlü bir davranış olarak görüyorum. Nasıl ki ikinci dünya savaşında yaşananlar için yalnızca Adolf Hitler’i ya da yalnızca Nazileri ya da yalnızca Almanları suçlamak ırkçılığın ve ayrımcılığın sonuçlarından alınacak dersi tamamen kaçırmaya sebep oluyorsa, bu problemleri irdelerken de isimlere yoğunlaşmak benzer bir isabetsizliğe yol açıyor bence.
Gezegen tasarlama
13 01 2011 • Genel • Yorum yapılmamış
Ara verdiğimi söylemiştim ama bu bağlantı çok hoşuma gitti. Kısaca anlatmak gerekirse, NASA, üzerinde canlı barındırabilecek bir gezegen tasarlamanızı istiyor. Yalnız bu oldukça zor. Bir kaç parametreyi kontrol edebiliyorsunuz; yıldızdan uzaklık, yaş, büyüklük ve yıldızın tipi. Sonra gezegeninizin üzerinde tıklayınca, yaşam destekleyip destekleyemeyeceğini anlatan bir paragraf çıkıyor.
Buyrun: NASA Extreme Planet Makeover
Bu da benim gezegenim
Ara
30 12 2010 • Haberler • Yorum yapılmamış
Şubat ayı içerisinde doktora yeterlilik sınavına girmem gerekiyor. Şu sıralar sanki yeniden üniversite sınavına girecekmişim gibi bu sınava çalışıyorum. Birikmiş bir kaç yazıyı tamamlayamadım bu yüzden. Sabrınız için teşekkür ediyorum. İşin güzelliği, anladığım sandığım bir çok konuyu anlamadığımın farkına vardım. Umarım ki bu yeni aydınlanmalar, yazıların kalitesine de yansıyacaktır. Belki çok sevdiğim bir arkadaşım da fikirleriyle BD’ye katkıda bulunabilir, o da başka memleketlerde doktora yeterlilik sınavına çalışıyor
. Eğer siz de fikirlerinizi paylaşmak isterseniz iletişime geçebilirsiniz: ekarademir@gmail.com.
İlginç bir sosyal deney
11 11 2010 • Genel • 3 yorum yapılmış
Boing Boing’de dolaşırken rastladığım “Rastgele Karmaşık Matematik Makelesi Başlığı Üreteci”ni (Ranfom Baffling Math Paper Title Generator) Facebook’da paylaştıktan sonra, çok sevdiğim hocam Prof. Cemal Yalabık‘dan güzel bir geridönüş aldım. Rastgele metin üretmek yeni bir eğlence değilmiş. Hatta bu iş için yazılmış bir motor bile var: The Dada Engine.
The Dada Engine ile yapılmış değişik şeyler var. Mesela şu sayfa her yüklendiğinde postmodern bir makale üretiyor. Savunduğu tez, kurgu herşey yalan yanlış olsa da, tek tutarlı yönü grameri.
Asıl bahsetmek istediğim ise bu motor kullanılarak bu motorun yaratıcısının oluşturduğu bir makale ile yapılmış güzel bir sosyal deney. Şu anda NewYork Üniversitesi’nde profesörlük yapmakta olan Alan Sokal, 1996 yılında The Dada Engine kullanarak politika ve doğal bilimler hakkında bir makale üretmiş. Ardından ürettiği bu makaleyi Social Text isimli bilimsel bir dergiye yayınlanmak üzere yollamış, ve makale yayınlanmış.
Evet, hiç bir anlamı olmayan, yalan yanlış bir makale yayınlanmış. Ardından Alan Sokal, kendini belli etmiş tabii ki. Ve makale geri çekilmiş. Makaleye Sokal’ın sitesinden ulaşabilirsiniz. Hırvatça’ya bile çevrilmiş
Sokal, sonradan yazdığı bir yazıda deneyi eğlenmek için yaptığını ama niyetinin ciddi olduğunu belirtiyor. Makalesinin içerdiği ağır teknik terimlerin bir uzmana danışılmadan yayınlanması sebebiyle Social Text’in böyle bir hataya düştüğünü savunuyor. Amacı sosyal bilimleri yermekten ziyade, bilimsel yayıncılığın kalitesini sorgulamak. Aslında bir bakıma Sokal’ın kimliğine güvenmiş dergi. Sonuçta koskoca bir fizik profesörü dalga geçmek için makale yayınlamaz. Ama yine de Sokal, makaledeki fiziksel terimlerin bir bilene gösterilmesinin gerekliliğini savunmuş.
Aynı şey sanırım benim için de geçerli. Ödev, kuiz vb. şeyler okurken öğrencinin ne yapmaya çalıştığını iyi anlamam gerekiyor. Özellikle Klasik Mekanik gibi bir dersin ödevlerini okumak çok zor. Bir çok çözüm yöntemi var, ve bir çok zeki öğrenci var. Ben kendim cevap anahtarı hazırlasam bile benimkine uymuyorlar çoğu zaman. Haliyle öğrencinin ne yapmaya çalıştığını anlamam gerekiyor.
Düşündüm de, millet sadece Google AdWords ile para kazanabilmek için Singapur’a falan parayla makale yazdırıp site kuruyor. The Dada Engine ile bu iş yapılamaz mı acaba?
Ayrıca eklemek gerkiyor, Cemal hoca da rastgele fizik konusu üreten bir sayfa hazırlamış: http://linux1.fen.bilkent.edu.tr/~yalabik/cgi-bin/res_title
NOT: Düzeltme için Arman Bey’e teşekkürler.
EKLEME: Orhan Bey de sitesinde benzer çalışmalarını sunuyor: verbalduty.tumblr.com
NASA tesislerinden canlı yayın
27 10 2010 • Haberler, Video • Bir yorum yapılmış
Birkaç gün önce tekrardan PCLabs’da yazmaya başladım. Ufak tefek haberler girdim. Burasını aksatmayacak ama bazen paralel içerikler olacak gibi duruyor. PCLabs bir bakıma ilk göz ağrılarımdan birisi olduğu için, paralel olabilecek içeriği ilk önce oraya yükleyeceğim.
İşte o içerikten birisi:
NASA gelecek sene Kasım sonu ile Aralık başı arasında bir zaman Mars’a yollayacağı gezici (rover) robotu Curiosity’nin (merak) inşaasını canlı olarak yayınlıyor. Haber için tıklayın.
İzlemek için de buyrun: http://www.ustream.tv/recorded/15422021
Yayın sayfasının altında arşivlenmiş videolar da bulunmakta.
Şoförsüz araçlar çok uzakta değil
13 10 2010 • Genel, Video • Yorum yapılmamış
PCLabs‘ın harika haberinden sonra FastCompany sitesinde de bir özet galeri habere rastlayınca “buna kesinlikle değinmem lazım” dedim.
İlkokul ikinci sınıf yıllarımda InterStar’da yayınlanan Karaşimşek, çocukluğumun bir numaralı dizilerinden biriydi. Gerçi Hakkari’de olduğumuz için her zaman InterStar çekmiyordu; o yüzden düzenli seyredemiyordum. Seneler sonra eski diziye ulaşıp bir daha seyrettim. Tabii çocukluk hayallerim yıkıldı. Ardından yeniden çektiler diziyi. Bu sefer de teknolojiyi çok abarttıkları için ellerine yüzlerine bulaştırdılar.
Karaşimşek’in en büyük özelliği yapay zeka sayesinde kendi kendine işler yapabilmesiydi. Gerçi dizideki KITT (Knight Industries Two Thousand) ve sonrasında yeni KITT (Knight Industries Three Thousand) neredeyse insanla aynı zekaya sahipti ama yapay zekanın geldiği seviye en azından yolda kendi kendine gidebilen arabalar yapabilecek seviyede.
Wikipedia’da yaptığım ufak bir tarih araştırması bu tip çalışmaların 1977′ye kadar uzandığını gösterdi. Ama sanırım bu konuda dikkatleri en çok üzerine toplayan grup Stanford’un grubudur. 2005 DARPA Grand Challenge‘da birinci olmuşlardı. Stanford Ünivresitesi’nin web derslerinin birinde bu çalışmanın ilk basamaklarını gösteren bir video vardı. Tam olarak hangi derste olduğunu hatırlamıyorum ama sanırım Makina Öğrenmesi dersinin içerisindeydi, alışveriş sepeti kıvamında bir araba günler boyunca odanın içerini öğrenerek odada gezmeye çalışıyordu. Şu anda ise Volkswagen sponsorluğunda araştırmalarına devam ediyorlar. Şu videoda gayet artistik bir şekilde araba kendi kendine kayarak park ediyor:
Beni asıl şaşırtan sessiz ve derinden gelen Google oldu. Google, 2005 yılından beri zaten bu tip arabalar üretiyormuş. Hatta StreetView teknolojisinde sokakların resmini çeken arabalar yollarda kendi kendine giden arabalarmış. Bunca zamandır 140 bin mil giden arabalar, sadece ufak bir tampon sürtmesi dışında hiç kaza yaşamamışlar.
Google’a bir kez daha şapka çıkarıyorum. Gerçi çok da şaşılacak bir durum değil. Yapay zeka algoritmaları üzerine en uzman firma Google’dır herhalde. Google arama motorunun başarısı da bundan geliyor. Yani Google için arama motoru ile araba arasında sadece uygulama farkı var. İki projede kullandıkları algoritma neredeyse aynıdır muhtemelen.
Videoyu izlemede sorun yaşıyorsanız buraya bakmanızı öneririm.






