Çeviriler arşivi

Yazma alışkanlığını güçlendirmek

Şu sıralar doktora tezi için izleme kuruluna bir konu sunmaya çalışıyorum. Bir diğer deyişle doktora tezim için konu arıyorum. Bir yandan da yazmam gereken raporlar vs. birikti. Bir iki gün önce gördüğüm şu yazı benim için işe yarayan tavsiyelerde bulunuyor, özet tavsiyelerinin bulunduğu kutunun da çevirisini ekliyorum, umarım sizin de işinize yarar:

Turbocharge your writting, Maria Gardiner & Hugh Kearns Nature 475, 129–130 (2011) DOI: 10.1038/nj7354-129a

Tez yazma kısırlığından nasıl çıkılır

  • Kendinizi hazır hissetmeden önce yazın — çünkü hiçbir zaman kendinizi hazır hissetmeyebilirsiniz. Yaklaşan teslim tarihinin insanları nasıl sihirli hazır hale getirdiği hayranlık uyandırır.
  • Makalenin belirgin hale gelmesini beklemeyin. Fikirlerinizi masaya yatırın, bu şekilde berraklaştırabilirsiniz.
  • Atıştırmalık yazın — uzun zaman aralıklarını kollamak yerine kısa, sık patlamalar halinde çalışın. Uzun zaman aralıkları çok nadir gelir, ve geldiklerinde ise çok verimli kullanılmazlar.
  • Programınıza yazma için belirli zamanlar ekleyin — yazmayı ihtimallere bırakmayın, çünkü büyük ihtimalle gerçekleşmeyecek.
  • Yazmak demek kağıda yeni kelimeler dökmek ya da eski kelimeleri devamlı olarak yeniden yazmak demek. Yazmak asla düzenleme, okuma, referanslama ve biçimlendirme anlamına gelmez ve kesinlikle e-posta yazmak değildir.
  • Eğer yazılarınızın yeterli kalitede olmadığı evhamına kapıldığınız için yazı yazmaktan çekiniyorsanız şunu göz öünde bulundurmalısınız ki, güzel yazmak için önce yazmanız gerekir.
  • Yazılarınızın miktarını ve kalitesini gerçekten artırmak istiyorsanız danışmanınızdan ve meslektaşlarınızdan geribildirimler alın — acı verebilir ama işe yarayan bir yöntemdir.

 

“Beyin istatistik bir motordur”

Emilio GarciaDeğişik alanlarda uzmanların görüşlerinin sorulduğu BigThink‘de yayınlanan bir video ile karşılaştım. Nörobilim uzmanı Adam Kepecs, beynin işleyişinin matematiksel modelinin istatistik kurallarına uyduğunu söylüyor. Videonun transkriptini çeviriyorum:

Soru: Neden istatistik nörobilim alanında önemli bir yere sahiptir?

Adam Kepecs: Beşyüz yıl öncesinde Galileo doğanın kitabı matematik diliyle yazılmıştır demişti ve bu fizik alanı için doğru çıktı. Fiziksel olayları açıklamak için çok güçlü bir yöntem olmasına rağmen, gariptir, matematiğin biyolojik olayları açıklamada o kadar da güçlü bir araç olmamasını kimse tam olarak anlamıyor. Aslında, şu anda elimizde biyolojik olayları genel olarak modelleyebilen bir çok matematiksel araç bulunmakta, ama başarısız olduğumuz nokta evrensel bir dil bulmak ve bence beynin istatistik bir motor olarak çalıştığını savunan araştırmamız, beynin dilinin istatistik olduğunu gösteren bir yığın kanıta eklenebilir. Sebeplere bağlı olarak giden mantıksal bir motor değil, bulgulara dayanan istatistik bir motor ve eğer düşünürseniz, ayaklarımız Newton’un yasalarını bize açıklayamaz ama yine de bu yasalara uyarlar; bunun gibi beyin de size istatistik yasalarını açıklayamıyor olabilir ama yine de o yasalara uyuyor.

Soru: Eğer beyin istatistiğe indirgenebiliyorsa, bilgisayarlar tarafından kopyalanabilir mi?

A.K.: Beynin bilgisayarlar tarafından simule edilememesi için herhangi bir kuramsal sebep olduğuna inanmıyorum. Problem şu ki, beyinde 100 milyar adet sinir hücresi var, sadece neokorteksi (beynin dış tabakası) alırsanız belki daha azdır, ve biz bunların birbirlerine nasıl bağlandığını anlamıyoruz. Mimarisinin püf noktalarını bilmiyoruz ve neyin simulasyon için anlamlı olduğuna karar veremiyoruz. Ama anladığımız şey şu, küçük ölçekte simulasyon için eklenebilecek bir şey yok, yani küçük ölçekte “beyni simule edebilir misiniz?” yerine “beynin belli bir işlevini simule edebilir misiniz?” sorusunu sorarsanız, beynin nasıl çalıştığını hesaplamada daha iyiye gidiyoruz diyebilirim.

Kayıt 20 Ağustos 2010

Röportaj: Max Miller

Kepecs’in laboratuvar sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Doktora sonrası araştırmacı da arıyorlarmış, ne kadar güncel bir ilan bilemiyorum ama. Aşağıda da video var.

1980-2010 yılları arasında keşfedilen asteroitler

Boing-Boing aracılığıyla mükemmel bir videoyla karşılaştım. Scott Manley tarafından hazırlanmış bu video, 1980 yılından günümüze keşfedilmiş asteroitleri canlandırıyor. Videonun sol altındaki ilk hane yıl, ikinci hane keşfedilen asteroit sayısını gösteriyor.

Videonun açıklama kısmında şunlar yazıyor:

Video Scott Manley tarafından oluşturuldu, bu Güneş Sistemi’nde 1980′den itibaren keşfedilen asteroitleri gösteren bir görünüm, asteroitler keşfedildikçe gözünüz seçebilsin diye beyaz olarak vurgulanıyor. Asteroitlerin son renkleri ise Güneş Sistemi’nin iç kısımlarına ne kadar yaklaştığını gösteriyor.
Dünya’ya gelenler kırmızı
Dünya’ya yaklaşanlar sarı (Güneş’e yakınlığı 1.3 astronomik birimden az olanlar, 1 AB yaklaşık 150 milyon kilometre ediyor)
Diğerleri yeşil

Keşif deseninin Dünya’nın ekseni etrafında dönmesini takip etmesine dikkat edin, bir çok keşif Güneş’e zıt yönde yapıldı. Ayrıca, dikkat ederseniz bazı kümeler Dünya ve Jüpiter arasında, bunlar Jüpiter’in uydularını araştırırken bulunanlar. Benzer kümeler diğer gezegenler için de var ama bu videoda gösterilmiyorlar.

Yıl hanesi 1990′lara gelince, otomatik gök tarama sistemlerinin hayata geçirilmesiyle keşif hızında artış görüyoruz. Bir çok araştırma Güneş’in tam zıttını aradığı için bu bölgelerde yüksek hızlar gözlemliyoruz.

2010′un başlangıcında yeni bir keşif deseni ortaya çıkıyor, Güneş-Dünya çizgisine dik. Bunlar tüm göğü kızılötesi dalgaboylarında taramayı hedefleyen WISE (Widefield Infrared Survey Explorer, Genişalan Kızılötesi Araştırma Kaşifi) misyonunun bulguları.

Videonun ölçeği, 1080P çözünürlükte kabaca bir piksele 1 milyon kilometre, ve her saniye 60 güne denk geliyor.

Şu ana kadar yarım milyona yakın küçük gezegen keşfettik ve keşif hızları, bu sayının daha da artacağını işaret ediyor, bilimsel tahminler ise 100 metreden büyük bir milyar kadar daha nesnenin olduğunu gösteriyor.

Yörünge elemanları Ted Bowell ve arkadaşları tarafından oluşturulmuş, ftp://ftp.lowell.edu/pub/elgb/astorb.html adresindeki ‘astorb.dat’ dosyasından alındı.

Videoyu seyretmekte sorun yaşıyorsanız şu sayfaya bakmanızı öneririm.

Canlıküredeki değişim

2008 yılı biyosferi

2008 yılı biyosferi

NASA’nın haftalık bülteninden gelen bu sunum 1999′dan 2008′e kadar olan canlıküre fotoğraflarını karşılaştırıyor. 10 sene içerisinde ufak gibi görülen bir kaç değişiklik var. Ama tabii ki unutulmaması gereken şey, bu ufak değişikliklerin çok büyük alanları kapsadığı. Metinde güzel bilgiler olduğu için elimden geldiğince bir çevirisini yapmaya çalıştım. Yazının devamı »