Bilim Tarihi arşivi

Değeri bilinmeyen matematik

Britanya Matematik Tarihi Topluluğu (varlığını ben de bu makale sayesinde öğrendim), zamanında sırf zevk ve merak için kurcalanmış, ispatları yapılmış ama uygulamaya bazen asırlar sonra aktarılmış yedi matematik aracını Nature’da yayınlanan bir editoryal ile sıralamış.

Zamanında üç boyutlu karmaşık bir sayı nasıl olur diye kafaya takmış olan Willam Rowan Hamilton’ın 1843′te ispatladığı dördeyler (quarternion) üç boyutlu objelerin döndürülmesi hesaplarınnda kullanılabiliyorken, ilk etapta çok kabul görmemiş. Yerini vektör cebirine bırakmış. Yüzelli yıl sonra dördeyler oyun programlamada sıkça kullanılan yapılar haline gelmişler.

Yine bin sekizyüzlu yıllarda bulunmuş başka bir kavram, manifoldlar, Riemann’in diferansiyel geometrinin temellerini attığı Habilitation dersinde ortaya atılmış. Ardından 1912′de Einstein tarafından bir arkadaşı, Marcel Grossman, aracılığıyla fizikte kullanılmış.

Belki de en ilginç anektodlardan birisi öne sürülmesinin üstünden 387 yıl geçtikten sonra ispatlanabilen Kepler konjektürü. Kepler, katı kürelerin en verimli sıkıştırılabileceği düzenin manav düzeni, yani manavın portakalları üst üste dizdiği düzen oldüğunu savunmuş. Bu savın ispatı ise 1998′de yapılmış.

Benzer bir problemle Newton da uğraşmış, en fazla kaç küre birbirini kesmeden birbirine dokunabilir? Problemin bir diğer ismi ‘öpüşme problemi’. İki boyutta bu sayının altı olduğu ispatlanabiliyor Newton, bu sayınin üç boyutta oniki olduğunu düşünüyormuş, ama gerçekten de öyle olduğnun ispatı 1953′de yapılmış.

Tüm bu problemlerin açtığı kapı, ilk modemlerde veri gönderirken kullanılan sıkıştırma algoritmasında kendine yer buluyor. Yani Kepler’in öne sürdüğü ve ardından gelen parlak zekaların ispatladığı bu sav şu anda kullandığımız internetin temel taşlarında kendine yer buluyor.

Topluluk benzer hikayeler için üyelerine sesleniyor.

Kaynak: Nature 475, 166–169 (14 Temmuz 2011)

Fotoğraf: Flickr üzerinde Math daisy.

Hayal anatomisi

ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi (Bizde de var mı acaba benzeri bir kütüphane?) zamanında (Ekim 2002-Temmuz 2003) bir sergi düzenlemiş. Bu sergide 15. yüzyıldan başlayarak matbaaya aktarılma şansı bulmuş tıbbi çizimler sunulmuş. Ardından da bunu bir kitap haline getirmişler. Google da bunu kütüphanesine taşımış, ne güzel değil mi :)

"Dream Anatomy" kapak resmi

"Dream Anatomy" kitabının kapak resmi. ©2006 U.S. National Library of Medicine

Sergi ve kitabın orijinal ismi “Dream Anatomy”, hayal anatomisi denmesinin sebebi 15. yüzyıllara kadar bilinmez bir hayal olan insan vücudunun bu senelerde artık kesilerek incelenmesi. Avrupa’da yeni yeni kurulmakta olan tıp okullarının anfilerinin ortasında bir kişi özenle cesedi keserken, anfi dolusu doktor da izlermiş. Bu incelemeler matbaanın da gelişmesiyle harika gravürler olarak kitaplara aktarılmış.

Yukarıdaki resim 1690 yılında “Ontleding des menschelyken lichaams…” isimli bir kitapta yer bulmuş. Anatomi uzmanı Govard Bidloo, çizen ise Gérard de Lairesse.

Google Kitaplar üzerinde Dream Anatomy

Dream Anatomy internet sergisi

Kaynak: Boing Boing

Mutlaka izlenmesi gereken beş belgesel dizisi

Bu tip başlıklara kıl olurum. Genellikle Google’dan adam gelsin diye yabancı siteler kullanır bu tip başlıkları, ama ben bu yazıyı başka bir siteden çevirmiyorum. İzlediğim belgesel dizilerinin en hoşuma gidenlerini saydım gerçekten de beş tane çıktı.

Bu belgesel dizilerini önermemin birinci sebebi beni değişik yönlerden motive etmiş olmaları. Sundukları perspektifler açısından benzerlerinden ayrılmaları da başka bir sebep. Belki listeye David Attenborough’un sunduğu ve NTV’nin yayınladığı “The Planet Earth” ve “Life” da girebilirdi. Bu iki belgesel dizi gerçekten harika olmalarına rağmen, yaşam çeşitliliğini yüksek kalitede resimlerle sunmaktan farklı gelmiyorlar bana.

Bu dizilerin çoğu BBC tarafından dağıtılıyor. Eminim ki seçkin mağazalardan elde edilebilir. Bir çoğu Bilkent Üniversitesi koleksiyonunda bulunmakta. Yine bir çoğu Google’da aratınca karşınıza çıkacaktır.

The Human Animal (1994)

The Human Animal

The Human Animal ©BBC

Desmond Morris tarafından hazırlanan ve sunulan bu belgesel, bir hayvan türü olarak insanı inceliyor. Desmond Morris bir zoolog ve zooloji perspektifinden bakıyor insana. Gerek iletişim, gerek sosyal etkileşim, kültürden kültüre değişse de ortak olan deseni çok güzel gösteriyor. Belgesel hakkında özet bilgi Wikipedia‘dan edinilebilir.

The Planets (1999)

The Planets

The Planets ©BBC

Yine BBC tezgahlarından çıkan bu dizi, uzay yarışının başından 1999 yılına kadar yapılan misyonların hepsini çok harika bir şekilde özetliyor. En güzel tarafı NASA arşivinden aldıkları keşif videoları. Mesela Voyager’ın Jüpiter’e yaklaşırken gönderdiği ilk görüntüler, Mars’a yapılan ilk keşiflerden kareler. Görüntü arşivinden ziyade benim en sevdiğim tarafı, gezegenlere yapılan keşifler sırasındaki ilk heyecanı çok güzel yansıtması.

Voyager misyonu beni çok etkiledi. Evet, belki ilk defa tüm gezegenlerin dibine kadar giden bir uydu yapılmıştı ama asıl nokta şu, bu uydu fırlatıldıktan seneler sonra o gezegenlerin yanına gidiyor. Düşünsenize bir kere, seneler boyunca sadece gidişini kontrol etmek gerekiyor. Bir diğer nokta, 1988′de gönderdiniz uyduyu, 10 sene sonra Uranüs’e vardı diyelim. 1988 ile 1998 arasındaki teknoloji farkı için Geleceğe Dönüş ile Matrix arasındaki görsel efekt farkına bakmak yeterli olur. Sadece 1995 ile 1999 arasındaki cep telefonlarındaki değişimi düşünün. Yani uydu on sene sonra ulaşıyor Uranüs’e ama on sene sonra aynı fiyate yüz kat daha yetenekli uydu gönderilebilirdi aslında. Tüm bunların yanında Voyager’ın hizmet süresi boyunca sneeler önceki teknoloji kullanılmaya devam edilmeli. Şu anda kaç şirket Word 94 kullanabilen adam arıyor ki? Astronomik boyutların göz önüne serildiği bir belgesel bence bu.

Belgeselin tek kötü tarafı 1999′a kadar olan olayları sunması. Daha güncel versiyonu çıksa çok güzel olurdu.

Ayrıntılı bilgi Wikipedia‘da mevcut.

Space Odyssey: Voyage to the Planets (2004)

Space Odyssey: Voyage to the Planets

Space Odyssey: Voyage to the Planets ©BBC

Bu dizi aslında tam olarak bir belgesel değil, ama belgesele çok yakın bir drama. Kurgusal bir yapıya sahip olsa da, işlenişi tam bir belgesel. Gezegenlere yapılacak insanlı misyonların nasıl olabileceği hakkında çok güzel bir beyin fırtınası. Önceki bir yazıda da bahsi geçmişti. “Defiying Gravity” isimli bir diziye de temel oluşturmuştu bu yapım. Sadece hayal etmek için bile izlenmeli bence. Ayrıntılı bilgi elbette Wikipedia‘da.

When We Left Earth: The NASA Missions (2008)

When we left Earth

When we left Earth ©Discovery

Bu dizi Discovery elinden çıkmış. NASA’nın arşivlerinden, önceden yayınlanmamış görüntülerle, ABD’nin uzay yarışını anlatıyor. Uzay boşluğunda canlı kalabilme için hiçbir bilgi yokken, insanoğlu nasıl aya ayak bastı? ve şu anda dış yörüngede kendine nasıl bir ev inşaa etti (ISS, Uluslararası Uzay İstasyonu)? Ay’a ayak basana kadar geçirilen tüm kazalar, yapılan önemli misyonlar hepsi mükemmel bir biçimde sunuluyor. Ayrıca “Gerçekten Ay’a ayak basıldı mı?” zırvasına da son noktayı koyuyor. Ay yüzeyinden yüksek tanımlı (HD) tonlarca video sunuluyor. Ay’a gidişin tüm anları, Dünya’nın küçükleşmesi falan hepsi gösteriliyor. Ayrıca önceden yayınlanmamış, kule ile geçen konuşmalar, astronotların yusuf yusuf halleri… Meraklısı için kaçırılmayacak bir dizi.

Ayrıntılı bilgi Discovery’nin sitesinde mevcut.

The Story of Science: Power, Proof and Passion (2010)

The Story of Science

The Story of Science ©BBC

Bu dizi, modern bilimin günümüzdeki konumuna nasıl geldiğini çok harika bir biçimde anlatıyor. Yeni olması bakımından gayet güncel bilgiler bulunmakta. Sunucusu, Michael Mosley, bilim tarihinin mihenk taşı olmuş tüm keşifleri gidip yerinde inceliyor, bazılarını tekrarlıyor. Bilim tarihinin önemli noktalarını çok güzel vurgulayan bir yapım. Her bilim meraklısının mutlaka izlemesi gerekli. Ayrıntılı bilgi ve bazı kısımlarının videosu BBC’nin sitesinden edinilebilir.

Popular Science

Birkaç ay önce, senelerden beri yayınlanan Popular Science dergisi, tüm arşivini Google Kitaplar bünyesine koydu. Bu dergi 1872′den beri yayınlanan bir popüler bilim dergisi. Bu ne demek? Telefonun bile daha yeni yeni geliştirildiği bir zamanda çıkmış demek bu dergi, ve şu anda internetin ikinci yaşamını sürdüğü (Web 2.0) bir çağda hâlâ aktif.

Popular Science dergisinin Şubat 1919 kapağından bir ayrıntı.

Popular Science dergisinin Şubat 1919 kapağından bir ayrıntı. ©1919 Popular Science

Bu kadar geçmişe giden bir arşivi bulunca ilk olarak içinde Einstein’ı aradım elbette. Zira bulguları dünyayı sallamıştı. Ve beklediğim gibi, Einstein’ın kuramının hala şüpheli olduğu bir zamanın yansımalarını buldum: Is Einstein Wrong, After All? (Einstein gerçekten de hatalı mı?). Asıl bulmayı hedeflediğim deney Eddington’un göreliliği ispatladığı deneyin haberini bulmaktı ama ya yeterince aramadım ya da işlememişler.

Kuantum mekaniğinin başlangıcı da 1930′lara rastlar. Ve dergide, küçük bir kupür şeklinde de olsa, Millikan’ın duyurusunu yaptığı yeni fizik haberini buluyoruz: Physics, Robert Andrews Millikan. Haber çok hoşuma gitti. Kısa da olsa, haberden milletin heyecanını sezebiliyoruz. Haberi kabaca çevirecek olursak:

Millikan'ın haberi.

Millikan'ın haberi. ©1929 Popular Science

Fizik

Robert Andrews Millikan, Doktor (Üç çeşit doktora sayıyor sanırım)

Fizikçi, Nobel Ödülü Sahibi, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü Başkanı

Açık bir şekilde, büyük bir kısmı kuantum kuramı olarak genel bir başlık altına toplanmış yeni bir fiziğin formülasyonunun yeniden inşaasına yaklaşıyoruz.

Hund Lande Pauli ve Russel tarafından yapılan basitleştirmeler, Schrödinger tarafından oluşturulan yeni formülasyon ve bunun Epstein tarafından Stark etkisine uygulanması, ve Heisenberg, Born ve Jordan tarafından geliştirilen yeni mekanik; bunların hepsi modern fizikte karşılaşılan bazı tezatları giderecek ve tüm yapıyı deneysel gözlemlere oturtacak kahramanca emeklerin işaretleri.

Bir paragrafta Kuantumu kuran tüm üstadlara değinilmiş.

Kuantum kuramı şu ana kadar kurulmuş en güçlü kuramlardan sayılır. Her türlü teste dayanmış ve üzerinden yürütülen yeni tahminler doğrulanmıştır. Şu anda kullandığımız teknolojinin temellerini de atmıştır. 1930′larda geliştirilmiş bu yeni kuramın insanlığı sadece 80 sene içinde getirdiği yeri görünce şaşırmamak elde değil.

Arşive şuradan erişebilirsiniz: Google Kitaplar üzerinde Popular Science arşivi.